Trafik kazası sonrasında sigorta şirketine yöneltilen değer kaybı ve sürekli sakatlık (maluliyet) taleplerinde uzun süre tartışılan soru şuydu: Sigortacının ödeyeceği tazminat, kazaya sebep olan işletenin Türk Borçlar Kanunu’na göre sorumlu olduğu “gerçek zarar” ile mi, yoksa idarece hazırlanan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’ndaki formüllerle mi belirlenecektir? Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli kararı bu tartışmada belirleyici bir yer tutmaktadır.

Kararın arka planı

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 90. maddesi, ilk hâlinde maddi tazminatın biçimi ve kapsamı bakımından Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine yollama yapıyordu. 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’la madde değiştirildi ve zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların “bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara” tabi olduğu hükme bağlandı. 14.05.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Genel Şartlar’ın ekinde ise değer kaybı, destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık tazminatlarının hesaplanmasına ilişkin ayrı ekler bulunuyordu.

Bu düzenleme sonucunda aynı kaza için işletenin sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu’na, sigortacının sorumluluğu ise Genel Şartlar’daki hesaplama esaslarına göre belirlenir hâle geldi. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi ve Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, önlerindeki davalarda uygulanacak kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısıyla itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurdu; dosyalar birleştirilerek incelendi.

Anayasa Mahkemesi genel şartlar konusunda ne karar verdi?

Kararın hüküm fıkrasına göre Mahkeme;

  • KTK m.90’ın birinci cümlesindeki “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresini ve ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresini iptal etmiştir;
  • KTK m.92’ye eklenen ve Genel Şartlar ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepleri sigorta kapsamı dışında bırakan (i) bendini iptal etmiştir;
  • hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen talepleri ve sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan talepleri kapsam dışı sayan (g) ve (h) bentleri ile Genel Şartların Bakanlıkça belirlenmesine ilişkin m.93 hükmü, dava açılmadan önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılmasını öngören m.97’nin birinci cümlesi ve m.99’daki belge ibaresi yönünden ise itirazları reddetmiştir.

İptal hükümleri oyçokluğuyla, ret hükümleri oybirliğiyle verilmiştir.

Gerekçenin özü

Mahkeme, sigortacının sözleşmeden doğan borcunun kapsamının kanunda temel çerçevesi çizilmeden ve idarece her zaman değiştirilebilecek genel şartlara bırakılmasını, Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri bakımından kanunilik ölçütüyle bağdaşmaz bulmuştur. Ayrıca kararda, işletenin tazminat borcu Türk Borçlar Kanunu’na göre belirlenirken bu borcu teminat altına alan sigortacının borcunun farklı esaslara göre hesaplanmasının, zarar görenin gerçek zararının karşılanamaması sonucunu doğurabileceği vurgulanmıştır. Mahkemeye göre bu durum, devletin yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığı koruma hakkı ile mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleriyle (Anayasa m.5, 17 ve 35) bağdaşmamaktadır.

Değer kaybı ve sürekli sakatlık hesabına etkisi

Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte değer kaybı ve sürekli sakatlık tazminatlarının hesabında Genel Şartlar eklerindeki formüller kanuni dayanağını yitirmiştir. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarihli ve E.2019/5206, K.2020/8874 sayılı kararında, Anayasa Mahkemesi kararı sebebiyle Genel Şartlar ekindeki cetvellerin ve bu cetvellerle getirilen %1,8 teknik faiz uygulamasının artık kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, görülmekte olan dosyalarda da dikkate alınmıştır.

Kazazedeler bakımından pratik sonuçlar şöyle özetlenebilir:

  • Değer kaybı: Hesaplama, Genel Şartlar’daki katsayı formülüne bağlı kalınmaksızın aracın kaza öncesi ve onarım sonrası ikinci el piyasa değerleri arasındaki farka göre, teknik bilirkişi incelemesiyle yapılmaktadır.
  • Sürekli sakatlık: Tazminat, Türk Borçlar Kanunu’nun bedensel zarara ilişkin hükümleri (m.54-55) ve Yargıtay uygulamasıyla oluşan aktüerya ilkelerine göre hesaplanmaktadır.
  • Başvuru şartı devam etmektedir: Mahkeme KTK m.97’nin birinci cümlesini Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Dava açmadan veya Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmadan önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması gerekir; sigortacı 15 gün içinde yanıt vermez veya yanıt talebi karşılamazsa dava ya da tahkim yoluna gidilebilir.

Sonraki gelişme

Kanun koyucu, iptal kararından sonra 09.06.2021 tarihli ve 7327 sayılı Kanun’la KTK m.90’a hesaplama esaslarını doğrudan kanun metnine yazan yeni bir cümle eklemiştir. Bu hüküm de Anayasa Mahkemesinin 29.12.2022 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Ayrıntılar için Anayasa Mahkemesinin 2022 tarihli kararına ilişkin yazımıza bakılabilir.

Sık sorulan sorular

Anayasa Mahkemesi 2020’de değer kaybı ile ilgili ne karar verdi?

Anayasa Mahkemesi 17.07.2020 tarihli ve E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararıyla, zorunlu trafik sigortası kapsamındaki tazminatların Genel Şartlarda öngörülen esaslara göre belirlenmesine imkân veren KTK m.90’daki ibareleri iptal etmiştir. Karar 09.10.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Bu karardan sonra değer kaybı nasıl hesaplanıyor?

Genel Şartlar’daki katsayı formülüne bağlı kalınmaksızın, aracın kaza öncesi ve onarım sonrası ikinci el piyasa değerleri arasındaki farka göre teknik bilirkişi incelemesiyle hesaplanmaktadır. Ölçütler için Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına ilişkin yazıya bakılabilir.

Sigorta şirketine başvurmadan dava açılabilir mi?

Hayır. Anayasa Mahkemesi KTK m.97’nin birinci cümlesini Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Dava açmadan veya Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmadan önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması gerekir; sigortacı 15 gün içinde yanıt vermez veya yanıt talebi karşılamazsa dava ya da tahkim yoluna gidilebilir.

Kaynak

Kaynaklara 24.10.2026 tarihinde erişilmiştir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez.